Bugün ki yazımızda size Kız Kulesi hakkında bilgi vereceğiz. Kız kulesi nerededir, Kız Kulesi ne zaman yapılmıştır, tarihi nedir, hangi amaçlar için kullanılmıştı. Bunlar gibi soruların cevaplarını bulacağınız Kız Kulesi incelememiz başlıyor.
Zaman geçer, sabahlar akşama, gündüzler geceye, kışlar yaza döner, devirler değişir ancak bir şey hiç bir zaman değişmez: Kader. Dünyanın varoluşundan bu yana binlerce insan kaderine karşı savaşmış, ancak hiçbiri onun boğazlarını saran sımsıkı ellerinden kurtulamamıştır. Kişilerin veya ünvanların bu amansız sondan kurtulmakta hiç bir faydası olmuyor. Bu bir Kral da olsa sonuç değişmez… Bizans Kral’ı Konstantin, bir gün geleceği ile ilgili fikir edinmek ve güzel şeyler duymak için kahine gider. Kahin kadın, görünüşü ile bir cadıdan çok, soylu, zengin ve benzersiz güzelliğe sahip bir prensese benzemektedir. Ancak onun bu güzelliği, kehanetlerinin de her zaman sevindirici yönde olacağı anlamına gelmemekte. O ihtişamlı, mağrur bir o kadar da kibirli Bizans Kralı Konstantin, bu güzel Kahin’in karşısına geldiği zaman saygıyla eğilir ve elini uzatarak geleceğini öğrenmek istediğini söyler.
Kral’ın elini tutan Kahin Kadın, bir anda irkilerek geri çekilir, o anda bunu fark eden Kral, kadından geleceğinin nasıl şekilleneceğini korkmadan söylemesini ister. Ağzında kelimeleri yuvarlayarak konuşan Kahin’in dilinden dökülen laflardan ancak şu kadarı anlaşılmaktadır: “Bir kızınız olacak ve 18 yaşına geldiği zaman sinsi bir yılanın zehri ile o güzel yüzü solup, rüzgarda savrulan son yaprak olacak.” Benzi bir kar tanesi gibi atan ve sinirden kaskatı kesilen Kral, aniden ayağa kalkar ve sırtını dönerek bir hışımla sarayına geri dönüp bu kötü günü bir an önce unutmak ister, unutur da. Bir süre sonra Kraliçe’nin sevinçli bir haber olarak duyurduğu şeyin, aslında kehanetin başlangıcı olduğunu nereden bilebilirdi ki?
Zaman bir kum saatinden akan kum taneleri gibi hızla geçer ve Kral’ın ay parçası gibi güzel bir kızı olur. Kral, kızının üzerine titrer. Ancak onun bu kadar değer verdiği, canından çok sevdiği kızı 17 yaşına geldiği vakit tüm dünyasını başına yıkacak bir misafir gelir uzak diyarlardan. Gelen Kahin’dir ve o günün yaklaştığını, Kral’ın kızına bu kadar bağlanmaması gerektiğini hatırlatır. Hiddetten ve korkudan gözü dönen Kral, bir anda çektiği Kraliyet kılıcıyla bu uğursuz dudakları sonsuza dek susturur. Aslına bu sessizlik, gelecek büyük bir felaketinde habercisidir…
Kral, Kahin’in ölmesiyle kehanetinde son bulduğuna inanmak ister ancak bir türlü içinden bu korkuyu söküp atamaz. Buna bir çözüm bulması gerektiğini düşünen Kral, nihayet denizin ortasında bir kule yaptırarak biricik kızının 18. yaşını burada geçirmesini ve bu lanet kehanetin bu şekilde son bulmasını amaçlamıştır. Bu kulenin içerisine en sadık hizmetkarıyla birlikte yerleştirir biricik kızını. Prensesin yemeği bile, düzenli olarak günlük şekilde saraydan gelmektedir. Bir gün, Prensese yemesi için meyve gönderilir. Büyük bir iştahla meyvelerin olduğu sepete doğru yönelen Prenses, sepetin üzerindeki bezi kaldırdığı an, burada saklanarak kulenin içerisine kadar sızmış olan hain bir yılan tarafından ısırılır. Tüm zehrini Prensesin masum bedenine zerk eden yılanın oracıkta başı koparılır ancak nafile. Kaderin cilvesine bakın ki, Prenses tamda 18. yaş gününde bir yılan tarafından ısırılmış ve ölmüştür. Ondan geriye kalan tek şey ise bu efsanenin en canlı şahidi olan ve tarihe tanıklık eden Kız Kulesi’dir…
Bu Kız Kulesinin destansı ve masallara konu olan hikayesidir. Neyse ki boğazın incisi, aşıkların uğrak mekanı bu yapının, gerçek tarihi bu şekilde kötü bir olaya dayanmaz. Gerçekte Kızkulesi, İstanbul boğazı girişindeki Salacak yakılarında kayalıklar üzerine inşa edilmiş, küçük, şirin bir yapıdır. Asya ve Avrupa’nın kesiştiği bir noktada yer alan Kız Kulesi, konumu nedeniyle dünyada eşi benzeri olmayan mimariler arasında gösterilir. Geçmişi M.Ö 341 yılına kadar uzanan bu eşsiz yapı, eski zamanlar da Damalis ve Leandros adıyla da anılıyordu. Damalis ismi, zamanın Atina kralı Kharis’in karısının adıdır. Damalis ölünce bu sahillere gömülür ve kuleye de bu isim verilir.
Ayrıca, Kız Kulesi Bizans zamanında “küçük kale” anlamına gelen Arcla olarak da bilinmekteydi. İstanbul’un fethi sırasında savunma amaçlı olarak kullanılan tarihi yapı, 1453 yılından sonra ise çok farklı amaçlara hizmet eder. Arcla yani Kız Kulesi, Osmanlı döneminde savunma kalesi olmaktan çok, bir gösteri plâtformu olarak kullanılır. 1509 depreminde zarar gören yapı, daha sonraki yıllarda ahşap olarak tekrar inşa edilir ancak 1719’da çıkan bir yangında alevlere yenik düşer ve yanıp kül olur. Bir süre sonra Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından üst tarafa camlı bir köşk ve onun üzerine de kurşunla kaplı bir kubbe oturtularak tekrar onarılır. Bu eşsiz mimari tarihin akışı içinde; ticari gemilerden vergi toplama, savunma, fener, 1830’daki kolera salgınında karantina hastanesi ve radyo istasyonu olarak birçok farklı amaç için kullanılır. Cumhuriyet’ten sonra bir süre deniz feneri olarak da kullanılan kule; 1964’de Savunma Bakanlığı’na, 1982’de de Denizcilik İşletmeleri’ne devredilir. Günümüzde özel bir şirket tarafından restore edilen Boğazın İncisi, şimdilerde restoran olarak İstanbul Aşıklarını selamlıyor.
Kız Kulesine Nasıl Gidilir? Cevabı Bu Yazımızda.





































bınlerce olaya sahıt olan bır yer ıstanbulu esas o yorumluyo